Diğer yandan, NATO’yu protesto edenler için büyük önlemler alındı. Örneğin, komedyen Deniz Göktaş susturuldu, içeri atıldı. Şahsen ben onu bu sayede tanıdım.
Bir önlem de eski tüfeklere vardı. NATO toplantısından önce, Anadolu’da Trump’ı protesto etmesi muhtemel bazı eski tüfeklerin daire kapısına “sakın evinden dışarı çıkma” uyarısı bırakıldı. Bir plastik özel imalat kap, saksıymış gibi, hacmine göre oldukça ağır ve üzeri elektronik cihaz desenli, buna sokulmuş üç dal pembe plastik tomurcuk gül, yanında fıslama sesi veren minik plastik pompa… Bu ne böyle demeyin. Prof.Bahriye Üçok’un kapısına bırakılan hediye paketini hatırlayacaksınız, doğru çöpe bırakacaksınız.
Neyseki NATO toplantısı bitti, birbirine girdiler, gittiler. Giderken, Suriye Fransa’ya tepside sunuldu, var mıydı gündemde?
Amerika can havliyle yandaş ararken, İran, öldürülen liderinin cenazesinde milyonları buluşturdu, hatta Irak ile yasta birleşti. Dünyayı Amerika-İsrail şerrine karşı birleştirdi İran.
NATO’cular Ankara’da boy boy sahne alırken bizim eğitim bakanımız ne yaptı? Şu, 1.sınıf tuvaletleri oğlan çocukların tacizleriyle inlerken elini ovuşturan zat, Kurtuluş Savaşını içine sindirememişliğini kaçırdı ağzından. Kurtuluş mu, neyden kurtulmuşuz? Meğer Kurtuluş Harbini müfredattan çıkarmış, bunu da Meclis’te AKP vekillerine ağzından kaçırmış. Aydınlık gazetesi yazarı bunu dışarıya verdi.
Türk tarihi tarihten silinmek üzere tırtıklanıyor!
Dikkat edin, 2004’den beri müfredat kırpıla kırpıla içinde bir şey kalmadı. Son Maarif Modeli dedikleri kitaplarla, Bilimsel, Milli, Manevi ve Kültürel kavramlarımız tarihten silinmektedir.
Her bin yılda bir bize, Türklere, batılı emperyalist devletlerin egemen sınıfı olan Yahudi bankerleri tarafından Tarihten Silme Cezası verilmektedir. Ama işte, halen daha silemediler bizi. Çok zayiat verdik, çok kan kaybettik ama işte buradayız. İran ve Anadolu ve Kafkasya ve Rumeli, işte buradayız!
Batıdan gelen yağmacılar, bilimevlerini ortadan kaldırıp oraları kiliseye çevirirken bilgelerimiz kitapları doğuya, Harran’a, Bağdat’a, Alamut Kalesine, Buhara’ya, Tibet’e kaçırdı. Tarihin en büyük silme cezası olan Milat, sıfırlama, Sezar döneminde Mitridate VI için verildi. Çünkü Mitraizm yayılıyordu. Faizi ve köleliği kaldıran bu Hilal inanışlı bilim ve kuman-ortaklık kültürü Oğuz töresiydi. Ahi (Ay) Anayasasında bile izleri vardı. Kemalizm de budur. İşte bu kültürü yok etmek için defalarca yağmacı ordular saldılar üstümüze. Bitiremediler bizi.
Şimdi sıkı durun. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yenildiğimi görmektense ölürüm, Ya İstiklal ya Ölüm!” şiarının kök atası olan VI.Mitridate’nin bugün Rize’de yeni izlerine rastladım. Dişçide beklerken oldu bu. Orada çalışan Veliköylü Bahar Meral hanımla sohbetimizde karşıma çıktı. Antik Kolkhis döneminde Mitra (Mitri/Bedri/ Ay) kültüründe boğa kurban etmek üzerine sohbet ediyorduk. Kavurmasıyla ünlü eski adıyla Vela bu töreden kalma bir yer görünüyor, diyordum. Anlattı. Bahar hanımın ninesinin ninesine Mitrika denirmiş. Bir tarihte bahçesine dadanan boğayı öldürmüş, ufak tefek birisi olduğu halde büyük cesaretle bunu yapmış ve ona MİTRİKA diye lakap takılmış. Mitri-cik demektir. Mitri (Lazca Bedri), Mitraizmde boğayı öldüren kralın adıdır.
Ninesi boğa öldürdüğü için ona MİTRİKA denilmesiyle birebir örtüşen bu benzetmeye şoklar yaşadı. Meral sülalesi Mitrikler olarak anılmaktaymış. Bu canlı örneğe ikimiz de çok sevindik. Mitri adı kralımızın başkadın savaşçısı Kabardey Paci Fırtına Aba’nın madalyonundaki adı olup aynan bugünkü harflerle yazılmıştır! Bu da önemli ispattır ki Latin harfleri bizim antik Oğuzca kral harflerimizdir.
Bahar hanımın soyadı olan Meral’in fonetik açılımında MER’ler, yani antidot için yılan yetiştiricisi, panzehir yapanlar, tıpla ilgili kimseler çıkıyor. Kral Mitridate zaten Mitridatikom panzehirini kendinde kullanarak ölümü yenen ilk kralımızdı.
Bu kadarla bitmedi. Veliköylü yazar arkadaşım Hatice Kopuz’u aradım, aile lakaplarını sordum, “karatavuk” dedi. Günün ikinci şokunu yaşadım; karatavuk kanı, Mitridatikom panzehirine kralın kattığı zehirli kanı üreten kuşun adı idi. Demek ki Kopuzlar sadece antik Türk kopuzu çalmıyor, bir de karatavuk yetiştirerek kanını panzehir üretiminde kullanıyorlardı. Kralın Rize Kalesinde saklanan el yazmasında bu tarif yazılıydı. (Bkz.Prof.Murat Arslan, Mitridates VI Eubadore, s.522)
Veliköy çevresindeki yüksek dağların ve tepelerin adları; Hordoloş (Gordi Ulusu), Hordi (Kurt) köyü, Gelinkaya’daki kaya rölyefte at üstünde gelin ile arkasında dünürcüleri, denize bakan tepede ateşlik (Taşlık tepe) ve kadın asker mezarları, bu tepeden Askoroz/Bahriye suyuna inen Metro tüneller, Petek yolu (Fetekoz), hilal biçiminde Baleva (Ay/Heva Beli) sırtı, bu sırttaki Palici (Opalizi Kraliçe Semiramis ile sesdeş) lakaplı aile. Başka antik işaretler de vardı; birkaç yıl önce Veliköy tepesinde Kopuzların dağında dronla tespit edilen gömülü bir kılıç ortaya çıkartılmıştı. Ki bence, derinlerde gömülü bir kral mezarı olmazsa o kılıç dağın en tepesinde olmazdı.
İşte Veliköy’de Oğuz tarihinden izler. Romalı tefeci zalimler VI.Mitridate’yi tarihten silemedi.
Ey Yusuf Tekin, Türk tarihini silmeye senin de gücün yetmez. Seni orda tutan hangi güçtür, Tayyip Erdoğan’ı nasıl aştığını bir anlat bize. Müfredatı sıfırlamaya senin gücün yetmez, kimlerle çalıştığını söyle.
Mahiye Morgül
9.7.2026 -Rize
Bu yazı yorumlara kapalı.